Kayıp Zamanın İzinde: İnsan Odaklı Sanayi Dönüşümünde Kadın Emeği
Bu pazar 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü. Kadınların emeğini tanıyor, bu emeğe hak ettiği değeri veriyorsak en az 8 Mart kadar gündemimizde olması gereken bir başka gün daha var: Eşit Ücret Günü1. Bu gün bir kadının, önceki yıl bir erkeğin kazandığı toplam kazancı elde etmek için mevcut yıl içerisinde hangi tarihe kadar çalışmak zorunda kaldığını simgeliyor2. TÜİK’in 2023 Kazanç Yapısı İstatistikleri’ni baz alarak yaptığımız hesaplamaya göre kadınlar, erkeklerin 12 ayda elde ettiği kazancı yaklaşık 13 ayda elde edebiliyor. Eşit Ücret Günü’nün ülkemizde 30 Ocak tarihine denk düşmesi iş yaşamında cinsiyetler arası eşitsizliklerin inatla süregeldiğine işaret ediyor. Sanayide insan odaklı bir dönüşüm arayışındayken bu eşitsizlikler bizi dönüşümün odağındaki “insan”ın kim olduğu sorusuna yöneltiyor.

Bu soruya yanıt ararken ülkemizin uluslararası tabloda nasıl konumlandığına bakmak anlamlı görünüyor. Eşit ücret gününün temelinde yatan cinsiyete dayalı ücret uçurumuna ilişkin veriler Türkiye’nin diğer Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD) ülkelerine kıyasla daha olumlu bir profil çizdiğine işaret ediyor. OECD genelinde %10,3 olarak ölçülen cinsiyetler arası ücret uçurumu son verilere göre Türkiye’de %4,9 seviyesinde kaydedilmiş (Grafik 1)3. Ancak bu noktada Türkiye’de kadınların iş gücüne katılımının benzer ülkelere kıyasla daha düşük bir seyir izlediğini vurgulamak önemli. Grafik 2’de görüleceği üzere Türkiye OECD ülkeleri arasında kadınların iş gücüne katılımının %42,1 ile en düşük olduğu ülke konumunda. Türkiye, iş gücüne katılımda cinsiyetler arası fark alanında da 36,9 yüzde puan ile başı çekiyor. Bu durum iş hayatında olduğu kadar iş hayatına giden yolda da toplumsal cinsiyet eşitliğinin önündeki engelleri kaldırmamız gerektiğine işaret ediyor.

İş gücüne katılım engellerini aşan, sanayideki insan odaklı dönüşümün bir parçası olmaya aday kadınlar için de tablo ne yazık ki daha aydınlık değil. Aksine, imalat, enerji ve teknik uzmanlık gerektiren alanlarda eşitsizlik makasının çok daha keskin olduğu görülebiliyor. Türkiye geneli için 30 Ocak olarak hesapladığımız Eşit Ücret Günü, sanayi ve üretim hatlarına indiğimizde haftalar, hatta aylar sonrasına savrulabiliyor (Şekil 1). Şekilde görüldüğü üzere örneğin “mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetler”de görev alan kadınlar, 2026’nın yaklaşık ilk iki ayını erkek meslektaşlarının 31 Aralık 2025 tarihinde elde ettiği kazancı yakalayabilmek için harcıyor.
Üstelik bu “kayıp zaman”, ona sebebiyet veren yapısal sorunlar çözülmedikçe, kadın ve erkeklerin ömür boyu kazançları arasında da ciddi bir makas açabilecek anlamlı bir yük. Bunun yansımalarını dünyada görebiliyoruz: 2020 yılında, Avrupa Birliği’nde 65 yaş üstü kadınların aldığı emekli maaşları, erkeklerin aldığı emekli maaşlarından ortalama %28,3 daha düşük oldu4. İngiltere’den bir diğer örnek ise emeklilikteki bu uçurumun kadınların adeta “yılda dört ay boyunca emekli maaşı alamadığı” anlamına geldiğini ortaya koyuyor5. Demografik dönüşümün ve yaşlanmanın daha fazla hissedileceği bir döneme giren Türkiye’de de kadınların yaşlılık dönemine bu birikimli kayıpla giriyor olması yoksulluk riskini artırabilecek bir faktör olarak öne çıkıyor.

Yazının başındaki sorumuza geri dönelim: Sanayide insan odaklı bir dönüşümün odağındaki “insan” kim? Bu insanın içinde kadınların da olduğundan nasıl emin olabiliriz? Bunun yolu öncelikle mevcut eşitsizlikleri gidermekten geçiyor. Ücret şeffaflığı politikaları, bakım sorumluluklarının eşit paylaşımına yönelik uygulamalar (kreşler, babalık izinleri gibi) başlangıç noktamız olmalı6. Bu uygulamalar iş gücüne katılımı artırarak, farklı yetenekleri çekmeye imkân sağlayarak ve işten ayrılmaları azaltarak yaratacağı verimlilik artışları nedeniyle “ekonomik bir gereklilik” de teşkil ediyor. Mevcut eşitsizliklerin giderilmesinin yanında dönüşüm sürecinin eşitliği gözeterek tasarlanması da bir diğer öncelik alanı. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 2019 tarihli bir çalışması eğitimin cinsiyetler arası ücret eşitliğini açıklamakta yetersiz kaldığını gösteriyor7. Aynı meslekte çalışan kadınlar eğitim seviyeleri erkek meslektaşları ile eşit veya daha yüksek olsa dahi sistematik olarak daha az ücretlendiriliyor. Bu durum sanayi dönüşümünün odağında, insan sermayesini doğru değerlendirmenin yer alması gerektiğine işaret ediyor.
Kalkınma yolunda atılan adımlar kadın-erkek bir arada atıldığında sağlamlaşır. Sanayide insan odaklı bir dönüşümün peşinde isek bu dönüşüm kuşkusuz ki Eşit Ücret Günü’nü hep birlikte 1 Ocak tarihine çekmeyi de gerektirir. 8 Mart Emekçi Kadınlar Günümüz kutlu olsun!
[1] https://www.tskb.com.tr/uploads/file/yeni-ay-mart2024-69.pdf
[2] https://www.equalpaytoday.org/equalpaydays/
[3] ILO ve TÜİK’in 2020 yılında yayımladığı bir çalışma tarım sektörü, küçük ölçekli işletmeleri ve kayıt dışı çalışanları da kapsayan Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması temelli bir hesaplamanın Türkiye’de cinsiyetler arası ücret uçurumunun %15,6’ya kadar çıkabildiğini ortaya koyuyor.
[5] https://www.theguardian.com/world/2025/aug/21/gender-pension-gap-7600-a-year-union-inequality-women
[6] https://www.ilo.org/publications/towards-pay-equity-comprehensive-response-gender-pay-gap