search
Can Hakyemez
Can Hakyemez
Diğer Yazıları

Enerji Dönüşümü: Yenilenebilir ve Ötesi

Enerji dönüşümü yalnızca elektrik üretim tarafını değil, aynı zamanda iletim ve dağıtım altyapısını, depolama teknolojilerini, bu teknolojilerin hammaddesi olan kritik mineralleri ve dolayısıyla madenciliği de kapsayan bütüncül bir süreç. Bu süreç, güneş ve rüzgâr gibi kesintili enerji kaynaklarının sisteme artan oranlarda entegre edilmesi, şebeke esnekliğinin sağlanması gibi kritik zorlukları da beraberinde getiriyor. Bu zorluklardan en önemlisi sistemin esnekliğinin sağlanması. Bu nedenle yeni veya güçlendirilmiş iletim ve dağıtım hatları ile “akıllı şebeke” uygulamaları enerji dönüşümünün merkezinde yer alıyor. Bu durum altyapı yatırımlarının, enerji dönüşüm sürecinin en önemli bileşenlerinden biri olduğunu gösteriyor.

Küresel şebeke yatırımları 2025 yılında bir önceki yıla göre %17 artarak 483 milyar dolara ulaştı (BloombergNEF, 2026). Depolama teknolojileri ise rüzgâr ve güneş teknolojileri gibi maliyeti azalan teknolojiler arasında. Depolama teknolojileri, güneş ve rüzgâr gibi kesintili elektrik üreten yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme entegrasyonunu kolaylaştırdığı gibi bu santrallerin ürettikleri elektriğin sisteme daha yaygın ve esnek bir şekilde verilmesini sağlıyor. Türkiye’nin de ajandasında bulunan depolama teknolojilerine 2025 yılında sağlanan toplam küresel yatırım miktarı yaklaşık 79 milyar dolar. Bu çerçevede 2025 yılında yenilenebilir enerji, şebeke ve depolama teknolojilerine ayrılan toplam yatırım miktarı 1,2 trilyon doları aşmış durumda. Enerji dönüşümü yatırım verileri incelendiğinde bu teknolojilere olan yatırımların son altı yılda neredeyse iki katına çıktığı görülüyor.

İhtiyacın ve yatırımların artması hammaddeye olan talebi de beraberinde getiriyor. Lityum, nikel, bakır, kobalt ve nadir toprak elementleri gibi kritik minerallere olan talep artıyor (International Energy Agency (IEA), 2026). Taleple beraber madencilikte oluşacak bu artışın ekosistem üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaması için bu konunun ele alınması gerekiyor.

Özellikle son 20 yılda rüzgâr ve güneş yatırımlarının ve kapasitenin artırılması, elektrik depolama tesislerinin sisteme entegrasyonu ve bu teknolojileri destekleyecek şebeke altyapısının kurgulanması gibi adımlar da Türkiye’nin enerji dönüşümünde önemli bir rol oynuyor. 2022 yılında açıklanan Ulusal Enerji Planı, 2024 yılında açıklanan Yenilenebilir Enerjide 2035 Yol Haritası ve Uzun Dönemli İklim Stratejisi dokümanlarında belirtilen hedefler ile Türkiye’nin enerji dönüşümündeki yol haritası da şekilleniyor. Bu çerçeveden bakıldığında Türkiye’nin de kritik minerallere olan talebinin artması kaçınılmaz görünüyor. Eskişehir Beylikova’da 2019 yılında keşfedilen 694 milyon tonluk nadir toprak elementleri rezervi Türkiye’nin kritik minerallerde oluşacak talebi karşılamasına katkı sunacak (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB), 2026). Bu çerçevede COP31, Türkiye’nin yenilenebilir enerji hedeflerinin gözden geçirileceği ve belki de daha iddialı hedeflerin ortaya koyulacağı bir toplantı olacak mı, takip edeceğiz.  

Enerji dönüşümü yenilenebilir enerji teknolojilerinin yaygın bir şekilde kullanılmasının yanı sıra bu teknolojilere ilişkin hammaddelerin sürdürülebilir bir şekilde üretilmesini de kapsıyor. Bu da bize kritik mineral madenciliğinin çevresel etkilerini ve risklerini azaltmaya yoğunlaşmamız gerektiğini hatırlatıyor. Bu nedenle enerji dönüşümünü konuşurken sadece fosil yakıtlardan çıkışı ve yenilenebilir enerji kaynaklarını değil, tüm teknolojilere girdi sağlayan madencilik sektörünün sürdürülebilir hale gelmesini de konuşmamız gerekiyor.