search
Ezgi İpek Koçlu
Ezgi İpek Koçlu
Diğer Yazıları

Türkiye’nin Net Sıfır Patikası

Türkiye’nin emisyon hedeflerine yönelik attığı adımlardan biri, 2015 yılında Niyet Edilen Ulusal Katkı Beyanı’nı (Intended Nationally Determined Contributions, INDC) sunması olmuştu. Bu tarihten itibaren Türkiye’nin emisyon azaltımına yönelik hedeflerini kalkınma planlarında ve farklı bakanlıkların eylem planlarında görmeye devam ettik.

2022 yılında ise Türkiye güncellenmiş Birinci NDC’sini (NDC1) yayımladı (UNFCCC, 2022). Buna göre, referans senaryo (BAU) altında 2030 yılında 1.175 milyon ton CO2 eşdeğerine (MtCO2e) ulaşacağı öngörülen emisyonların, NDC1 kapsamında %41 azalarak 695 MtCO2e ile sınırlanacağı belirtildi. Ayrıca, 2038 yılında emisyonların zirveye çıkacağı, 2053 yılında ise “Net Sıfır”a ulaşacağı ifade edildi. 2038 zirve seviyesinden 2053 Net Sıfır’a giden patikanın yıllık %20’lik bir emisyon azaltım ihtiyacına işaret ettiği hesaplanıyor. Ancak, en güncel verilere göre Türkiye’nin emisyonlarının 2022 ve 2023 yıllarında gözlemlenen %2,4’lük ve %1,1’lik düşüşten sonra 2024 yılında %5,3’lük bir artış gerçekleştiği görülüyor (TÜİK, 2026). 2025 yılında ise Türkiye İkinci NDC’sini (NDC2) açıklayarak emisyonların 2035 yılında 458,8 MtCO2e ile sınırlanacağını belirtti (UNFCCC, 2025). Bu hedef 2035 yılından itibaren 2053 Net Sıfır Patikası’na ulaşılabilmesi için yıllık %16 azaltım ihtiyacına işaret ediyor.

Türkiye’nin net sıfır hedefi için ihtiyaç duyduğu yıllık emisyon azaltımı, NDC2’de NDC1’e göre azalsa da tarihsel gerçekleşmeler ile kıyaslama, azaltım ihtiyacındaki yüksekliği ortaya koyuyor. Buradaki ihtiyacı etkileyen faktörlerden birinin Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık (LULUCF) olduğuna dikkat çekmek gerekiyor. Türkiye’de LULUCF sayesinde yutulan karbon miktarının azalması (UNFCCC, 2026) Net Sıfır Patikası’nı daha zorlu bir hale getiriyor.

Bu zorlu patikaya rağmen Türkiye’de gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYH) ve emisyon ilişkisinin birbirinden ayrıştığına da dikkat çekmek gerekiyor. “Ayrışma” kavramı, ekonomik büyüme ve çevresel etkiler arasındaki bağın kopmasını ifade ediyor ve iki ayrı başlıkta inceleniyor. Mutlak ayrışma, ekonomi büyürken emisyonların düşmesi iken göreli ayrışma, emisyon artışının ekonomik büyümeye kıyasla daha yavaş devam ettiği durumu ifade ediyor. Buna göre Türkiye için bu ayrışmanın özellikle 2010 yılından itibaren artmaya başladığı görülüyor. Artış hızları karşılaştırıldığında ise emisyon artışının GSYH büyümesinin altında kaldığı, yani göreli ayrışma yaşandığı gözlemleniyor. NDC2’yi baz alan 2035 senaryosu ise bu ayrışmanın belirginliğini artırıyor.

Göreli ayrışma, ülkenin emisyon hedeflerini yakalama imkanı olduğunu gösterse de NDC2 ile belirlenen Net Sıfır Patikası’na ulaşmak için tek başına yeterli görünmüyor. Türkiye’nin ekonomik büyümesine devam ederken emisyonlarını düşürmeye başlaması, yani mutlak ayrışmaya doğru hareket etmesi gerekiyor. Ayrıca, bu doğrultuda emisyon azaltımına yönelik atılacak adımlara yutak alanları artırmaya yönelik hedeflerin de dahil edilmesi önem kazanıyor. Net Sıfır Patikası kapsamında yutak alanların artması için onarıcı tarım (TSKB Ekonomik Araştırmalar, 2024), ormansızlaşma ile mücadele, yeniden ormanlaştırma (TSKB Ekonomik Araştırmalar, 2025) gibi ekosistemi onarmaya (TSKB Ekonomik Araştırmalar, 2024) yönelik uygulamaların etkin hale gelmesi gerekiyor.