search

“Made in Europe’tan Korunmak” Yerine “AB ile Üretim”den Kazanmak

“Avrupa Birliği (AB) Temiz Sanayi Uzlaşısı” adımı kapsamında “Sanayiyi Hızlandırma” düzenleme taslağını açıkladı. Dokümandaki somut hedef kilit sanayilerde 150 bin istihdam ve GSYH’de imalatın payını %14,3’ten 2035 yılında %20’ye yükseltmek.

Bu kapsamda atılan adımlar şöyle özetlenebilir: 

  • Bina, altyapı ve motorlu araç üretiminde kullanılan 

- Çeliğin %25’inin düşük karbonlu olması, 

- Çimentonun %5’inin düşük karbonlu ve Birlik Orijinli olması, 

- Alüminyumun %25’inin düşük karbonlu ve Birlik Orijinli olması

  • Pil, elektrikli araç, güneş enerjisi ve kritik minerallerde gerçekleşen doğrudan yabancı yatırımlarda

- Yerli katkı, mülkiyet, bilgi ve teknoloji transferi ile AR-GE faaliyeti koşulları ve

- Minimum %50 yerel istihdam koşulu koyulması dikkat çekiyor.

İlk adımda görüldüğü gibi düzenleme sadece kamu alımlarının kimden (Birlik Orijinli) yapılacağıyla ilgili değil. Aynı zamanda düşük karbonlu üretim kotası da koyduğu gözden kaçmamalı.

Birlik Orijinli olması ne demek?

Burası Türkiye açısından düzenlemeye ilişkin en fazla tedirginlik yaratan taraftı. Yayımlanan taslağa göre bir ülke AB ile Gümrük Birliği, Serbest Ticaret Anlaşması (STA) ya da Kamu Alımları Anlaşması imzalamışsa “Birlik Orijinli” sayılıyor. Böylece Türkiye’nin tedirgin olduğu riskin realize olmadığını söyleyebiliriz. AB mevcut ithalatçılarını yurt içi üretimle ikame etmeye değil, onlarla birlikte ilerlemeye yönelmiş görünüyor.

AB bu düzenlemeyle hem kendini hem de Türkiye’yi (ve diğer anlaşma imzalayan ülkeleri) Çin’e karşı koruyor. AB’nin Çin’e karşı seçici koruma adımlarının Türkiye imalat sanayisi için de bir avantaj yarattığını vurgulamıştık1. Görünüşe göre bu avantaj şimdilik devam edecek.

“Made in Europe” düzenlemesinin yarattığı belirsizliğin önemli ölçüde azalmasıyla birlikte Çin’in AB pazarına erişim amacıyla gerçekleştireceği doğrudan yabancı yatırımlar yeniden hız kazanabilir. Bu süreçte Türkiye de doğrudan yabancı yatırım çekme potansiyeliyle öne çıkabilir. Bir süredir haber akışlarında geri planda kalan Çin’in Türkiye yatırımları yeniden gündemin üst sıralarına taşınabilir.

Önümüzdeki dönem için 3 başlığı özellikle gündemimizde tutmak gerekiyor:

  • Gümrük Birliği anlaşması Türkiye’nin olumsuz ayrışmasını büyük ölçüde engelledi. Ancak bu koruma, tek başına yeni kazanımlar elde edileceği anlamına gelmiyor. Türkiye’nin gerçek anlamda avantaj sağlayabilmesi, düşük karbonlu üretime geçiş hızına bağlı olacak.
  • AB ile ilişkimizin geleceğinde Gümrük Birliği Anlaşması’nın güncellenmesine ilişkin gelişmeler önemli olmaya devam edecek. Bunun yanında Avrupa’nın savunma sanayi tedarik zincirinde yer alabilmek de giderek daha kritik bir başlık haline geliyor.
  • AB, doğrudan yabancı yatırımlar konusunda kendi çıkarlarını daha fazla gözeten ek kriterler getiriyor. Bu çerçevede Türkiye’de gerçekleşecek bir yatırım için AR-GE ve beceri transferi gibi unsurları da içeren daha nitelikli yatırım kriterlerini tartışmaya başlayacak mıyız?

[1] https://www.tskb.com.tr/uploads/file/mercek-altinda-1.pdf